Hakkımda
Ben Burak. Botlar, otomasyonlar ve web araçları geliştiriyor, kurduğum sistemlerin sunucuda ayakta kalmasıyla uğraşıyorum. Bilgisayar programcılığı okudum, diplomam da var ama kendimi alaylı sayarım. Bu işi okulda değil, merak ede ede öğrendim. Bu sayfa biraz uzun, çünkü o merakın nereden başladığını anlatmak istedim.
Başlangıç
Çocukluğum bilgisayarsız geçti. Evde ne bilgisayar vardı ne televizyon. Kasetli bir radyomuz vardı, o kadar.
İlk kıvılcım ortaokul yıllarında geldi. Abilerimin HTML etiketlerinden, bir sayfadaki yazının rengini nasıl değiştireceklerinden bahsettiğini duyardım. Ne konuştuklarını tam anlamıyordum ama heyecanlanıyordum. Bir şey yazıyorsun ve ekranda bir şey değişiyor. Bir şeyler üretebilme fikri o konuşmalarla aklıma girdi.
7. ya da 8. sınıftaydım, GTA Vice City'yi duydum. O zaman yeni bir oyun değildi aslında, bana yeniydi. Çoğu kişiye göre geç tarihler bunlar, biliyorum. Köy yerinde büyüyünce her şey biraz geç geliyor. Okumaya taşımalı eğitimle beldeye gidiyorduk, birkaç kez de taşındık. Beldede bir internet kafe vardı. Counter-Strike'ı orada öğrendim, GTA'nın şifrelerini orada ezberledim.
Dayım liselerden birinde bilgisayar dersi veriyordu, abimle birlikte biz de katıldık. Word'de adımızı soyadımızı şekilli yazıyla yazıp logo yaptığımızı sanıyorduk. O zamanlar için büyük işti.
Hazır kodlar ve bedava siteler
Sonra internette "hazır HTML kodları" aramayı öğrendim. Kayan yazılar, renk değiştiren başlıklar, fareyi takip eden efektler... Bulduğumu kopyalıyor, bir yerini değiştiriyor, ne olduğuna bakıyordum.
İlk sitelerim Bedava-Sitem ve Freewebs'teydi. Bedava-Sitem tr.gg uzantılı adres veriyordu, benimki burakonline.tr.gg'ydi. Hâlâ açık. Yıllar önce oraya bir veda mesajı bırakmışım: HTML'den, CSS'ten haberimiz yokken buralar çok güzeldi ama artık geride bırakmak lazım, hoşça kal Bedava-Sitem, her şey için teşekkürler. Reklamları da CSS ile gizlemiştim, yıllardır engellemiyorlar. Freewebs'in kapısında artık "Webs is retired" yazıyor.
Sonra .tk uzantılı bedava alan adlarını keşfettim. Bedava ama alt alan adı değil, gerçek bir adres! O da yıllar sonra kapandı tabii. Bir ara evimize ikinci el, küçük bir Compaq Evo N400C laptop girdi. İnternete mobil modemle bağlanıyorduk. Dosyaları Firefox'un FireFTP eklentisiyle yüklüyordum, sonra FileZilla'ya geçtim. Kodları Notepad++'ta yazıyordum. Ama işin büyük kısmı yine internet kafede dönüyordu.
PHP ile aydınlanma
Lisede bir dönem dersten kaçıp internet kafeye gittiğimi hatırlıyorum. Oyun oynamaya değil, kod yazmaya. PHP ile sayfa hazırlamayı ve require ile parçaları birbirine bağlamayı orada öğrendim. Üst kısım bir dosyada, alt kısım başka bir dosyada, sayfalar bunları çağırıyor... Bunu kavradığım an gerçekten aydınlanmıştım.
O heyecanla bir site yaptım. İçi bomboştu ama dışarıdan bakınca bir sürü şey varmış gibi duruyordu. Adresini kâğıtlara yazdırıp okulda sıralara bıraktım. Sanki büyük bir iş çıkarmışım gibi reklamını yapıyordum. Bugün düşününce gülüyorum ama o heyecan hâlâ aynı.
Okul
Bilgisayar programcılığını isteyerek seçtim. Okula başladığımda bu işle zaten yıllardır uğraşıyordum, o yüzden derslere yabancı değildim. Bildiklerim sayesinde arkadaşlarıma ödevlerinde yardım edebiliyordum.
Programlamaya giriş dersinde kâğıda kod yazıyorduk. Hoca notları okurken kalkıp kâğıdıma bakmak istedim. "Neyine bakacaksın oğlum, yüz aldın zaten" dedi. Algoritma kurmaya yatkın olduğumu hocalarımdan çok duydum. İngilizce derslerinde de durum benzerdi. Kodla uğraşınca İngilizce kendiliğinden geliyor, hocanın "Sen niye derse geliyorsun?" dediği olurdu.
Bir dönem kendime modern görünümlü bir sayfa yapmıştım. Aynısını yapamayan arkadaşlar için tablo etiketleriyle benzer sayfalar hazırladım. Birinin menüsünü üste aldım, birinin sola, renkleri değiştirdim. Hoca tabii anladı. "Bunları kim yaptı?" diye sorduğunda biraz tırstım ama kızmadı, hatta iyi dedi.
Çektiğim fotoğrafları arkadaşlarıma CD'ye ya da flash belleğe koyup verirdim. İçine bilgilendirici küçük bir HTML sayfası da eklerdim, tasarımıyla uzun uzun uğraşırdım. Yani yazılımı her yere sokuyordum.
Bir arkadaşla birlikte bir CMS yazdık. Amaç takım çalışmasını öğrenmekti ama işin büyük kısmını ben yaptım. Galiba o zaman da tek başıma çalışmaya daha yatkındım. Aradan geçen on küsur yıl da bunu doğruluyor.
Algoritmam iyiydi ama matematiğim zayıftı. Dikey geçiş sınavını geçemedim, eğitimim iki yıllık okulla kaldı. Nasip. Okul bana bir temel verdi. Merak zaten ondan önce başlamıştı, mezuniyetten sonra da bitmedi.
Sonrası
Okuldan sonra doğrudan sektöre girmedim. Bir süre serbest çalıştım. Askerden önce Twitter'da otomasyonlarla hesap büyütüp sattığım kısa bir dönem oldu. Sonra askere gidip geldim. Sektör dışında çalıştığım yıllar da oldu ama nerede olursam olayım bilgisayarla ilgili ne varsa, yazılım da donanım da, bana gelirdi.
O işlerden birinde kullanılan ERP programının veritabanına sadece okuma yetkisi olan bir kullanıcı ekledim ve verileri yazdığım küçük bir web sitesine çektim. Müşterileri, bakiyeleri, stok durumunu uzaktan görebiliyorduk. Faturaları göstermeye gerek yoktu, zaten programdan kesiliyordu. Güvenlik açısından da doğru olmazdı. Küçük bir şeydi ama gerçek bir ihtiyacı çözüyordu. Benim için asıl mesele de hep bu oldu.
Yerel bir yazılım firmasıyla birkaç kez görüştüm, yeterli bulmadılar. Masaüstü yazılım tarafıyla o güne kadar pek uğraşmamıştım. Olabilirdi, olmadı.
Bugün
Şimdi sohbet botları, otomasyonlar ve web siteleriyle uğraşıyorum. Birkaç farklı platform için hem araç hem oyun olarak botlar geliştirdim. Bir kısmı tamamen metin tabanlı, bir kısmı görsel. Birçoğu hâlâ aktif olarak kullanılıyor. Kurulumunu yaptığım ve bakımını sürdürdüğüm birkaç web sitesi var. Uygulamalarımı genelde Linux sunucularda Node.js ile yazıp PM2 altında çalıştırıyorum. Sunucuyu kurmaktan bir şey ters gittiğinde loglara bakmaya kadar işin o tarafını da seviyorum.
Yapay zekâyı bir araç olarak kullanıyorum. Yapay zekâ ürünü geliştirmiyorum ama geliştirme sürecimin içinde: kodu gözden geçirmek, farklı çözümleri tartmak, kaliteyi ve güvenliği iyileştirmek için. Eskiden günler süren bazı işler artık saatler sürüyor. Ama yapay zekâ kendi başına iş çıkarmıyor, onu yönlendirmek gerekiyor. Doğru yönlendirebilmek için de neyi neden istediğini bilmen, yanlışını görebilmen gerekiyor. Bu da yılların tecrübesiyle geliyor. Değişmeyen şey ise ihtiyacı anlamak ve çalışan bir şey ortaya koymak.
Kodun dışında
Video düzenlemeyle ve fotoğrafçılıkla hobi olarak uğraştım. Bir süre YouTube'da video da paylaştım, sonra devam etmedi. Üniversitede bir fotoğraf makinem vardı. Hasar görünce yenisini almadım ama telefonla çekmeye, özellikle Instagram'da paylaşmaya devam ediyorum.
Hiç konsolum olmadı. Gerçi Nokia N-Gage Classic'i sayarsak bir tane oldu, telefon kılığında bir oyun konsoluydu. İlk Symbian telefonlarım olduğunda Python'la kod yazmaya çalıştığımı da hatırlıyorum. Oynadığım bazı oyunlar ve platformlar için web siteleri, forumlar kurdum. Birkaç yıl ayakta tuttum, platform kapanınca forum da kapandı. Oyunu hâlâ seviyorum. Mobilde aktif oynadığım oyunlar var, bilgisayarda da ara ara açtığım birkaç oyun duruyor. Oyun da bir ihtiyaç, eğlence de bir ihtiyaç.
Bir de sinema. Çok film, çok dizi izledim. Herkesin izlediği gişe rekortmenlerinden bazılarını izlememiş olabilirim, IMDb listesi bitireceğim diye de hiç uğraşmadım. Ama bilim kurguyu, özellikle zaman yolculuğu filmlerini çok severim. Sevdiklerimin bir listesini tutup üzerine yazmak hep aklımdaydı.
Toparlarsam
Geriye dönüp bakınca araçların hepsi değişmiş. Kasetli radyo gitti, internet kafeler kapandı, Freewebs emekli oldu, .tk alan adları tarihe karıştı. Notepad++'ın yerini başka editörler, FTP'nin yerini SSH aldı. Bir zamanlar require ile iki dosyayı birleştirmek beni heyecanlandırıyordu. Şimdi aynı heyecanı birkaç sunucuya dağılmış botların gece boyunca sorunsuz çalıştığını görünce yaşıyorum.
Değişmeyen şey işin kendisi oldu: bir şeyin nasıl çalıştığını merak etmek, kurcalamak, bozmak, düzeltmek ve sonunda gerçekten kullanılan bir şey ortaya koymak. Bunu bir diploma ya da bir unvan için yapmadım, yapmadan duramadığım için yaptım.
O internet kafedeki çocuğa bugün ne yaptığımı anlatsam, muhtemelen ilk sorusu yine aynı olurdu: "Rengini nasıl değiştiriyorsun?"
Bazı döngüler hiç kapanmaz. Sadece bir sonraki satıra geçer.
Cevabı artık biliyorum. Soruyu soran çocuk hâlâ burada.
Ekran kararır.
İmleç yanıp sönmeye devam eder.